
1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs’ı Venediklilerden almasıyla başlayan süreç, adada Türk varlığının kurumsallaşmasının ilk adımı oldu. Bu dönem boyunca Kıbrıs, Osmanlı toprak sistemine dahil edilerek Anadolu’dan göçlerle şekillenen bir Türk-Müslüman toplumu oluştu.
Kıbrıs, bulunduğu konum nedeniyle tarih boyunca stratejik öneme sahip olmuş ve bu yüzden pek çok çatışmaya sahne olmuştur. Ada uzun süre Türk egemenliğinde kalmış, Türkiye için hem güvenlik hem de Kıbrıslı Türkler açısından önemli bir yer tutmuştur. Bu çalışma, adada Türkler, Rumlar ve İngilizler arasında geçen olayları kronolojik olarak özetlemekte; ayrıca bazı arşiv belgeleri, Rauf Denktaş ile yapılan görüşmeler ve TMT mensubu Kemal Abdullah’ın anıları aracılığıyla Kıbrıs konusundaki araştırmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır
ENOSİS Hayali, Direnişi Tetikledi
yüzyılın ortalarına gelindiğinde, adanın Rum kesiminde “ENOSİS” yani Yunanistan’a bağlanma arzusu, siyasi bir harekete dönüştü. 1955 yılında kurulan EOKA adlı silahlı örgüt, bu hedef doğrultusunda adadaki Türk varlığına ve İngiliz yönetimine karşı şiddetli saldırılar başlattı.
Bu gelişmeler üzerine uluslararası toplumun ve özellikle Türkiye’nin tepkisi artınca, taraflar arasında bir uzlaşma arayışı başladı. 1960 yılında, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Bu, adadaki iki toplumun bir arada yaşayacağı yeni bir yönetim modeliydi — en azından teoride.
1974: Müdahale ve Yeni Bir Dönem
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ömrü çok uzun sürmedi. Rumlar ile Türkler arasında yaşanan siyasi ve sosyal gerilimler, şiddetli çatışmalara dönüştü. 15 Temmuz 1974’te Yunanistan destekli bir darbe ile Başpiskopos Makarios devrildi ve ENOSİS’e bir adım daha atıldı. Bu gelişme, garantör devlet olan Türkiye için bir kırmızı çizgiydi.
Kıbrıs Adası, tarih boyunca sürekli göç hareketlerine sahne olmuş bir yerleşim alanıdır. 1878’de Osmanlı yönetiminden çıkmasıyla başlayan süreç; iki dünya savaşı, 1960’taki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve ardından gelen siyasi krizlerle devam etmiş, 1974’te Nikos Sampson’un darbe ile Makarios’u devirmesiyle kritik bir dönemece ulaşmıştır. Aynı yıl gerçekleşen Barış Harekâtı sonrasında ise adada hem iç hem dış göçler yaşanmıştır. Türkiye, İngiltere ve Amerika gibi ülkelere Kıbrıslıların göç ettiği bu dönemde, ada içinde de kuzey ve güney arasında nüfus hareketliliği olmuştur. Ayrıca Türkiye’den adaya yerleşen nüfus da bu sürecin bir parçası olmuştur. Tüm bu göç dalgaları beraberinde çeşitli toplumsal ve yapısal sorunları da getirmiştir. Bu çalışmada, özellikle 1974 sonrasında yaşanan bu gelişmeler incelenmektedir.
Sadece beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Türkiye, “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlattı. Türk Silahlı Kuvvetleri kısa süre içinde adanın kuzeyine hâkim oldu ve bu bölge, adadaki Türk nüfusu için bir güvenli bölge haline geldi. Harekât, Türkiye açısından hem uluslararası hukuk hem de tarihsel sorumluluk bağlamında gerekçelendirildi; ancak dünya kamuoyunda farklı tepkilere neden oldu.
1983: KKTC’nin Doğuşu
1974’ten sonra adada fiili bir bölünme oluştu. Kuzeyde Türk, güneyde Rum yönetimi hüküm sürüyordu. Uzun süren müzakereler sonuç vermeyince, 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Bu ilan, yalnızca Türkiye tarafından tanındı ve günümüzde de diplomatik tanınırlık konusunda önemli tartışmalar sürmektedir.
Haber: Yiğithan Balcı
